Pardus... Özgürlük İçin...
<
Yol Kitabı Ağrı Dağı tırmanış programı, toplam yedi gün süren, İstanbul-Van uçak, Van-Doğu Beyazıt otobüs/minibüs ile gerçekleştirilecek olan bir programdı. Tabiki bu yedi gün içerisinde en önemli ulaşım aracımız ayaklarımız olacaktı fakat kat edilecek mesafenin yüzde doksanını uçak ile almayı planlıyorduk. 20-27 Ağustos tarihlerinde İstanbul-Van ve Van-İstanbul uçuşlarımız bir ay öncesinden alınmış bekliyordu. Fakat 20 Ağustos Cumartesi günü uçağı kaçırdığımız için ( Bu konuda değil konuşmak, yazmak düşünmeyeceğim bile. Kaçırdık işte o kadar. ) bir miktar gerilim ile ( kilo da ton da bir miktar olarak ifade edilebilir ) operatör firmanın ( Bukla ) bizi 22-29 Ağustos tarihleri arasında gerçekleşecek olan kapalı bir tura dahil etmesiyle ( kendilerine tekrar teşekkür ederiz ) uçak biletlerimizi 22-29 Ağustos tarihleri için düzenlettirdik ( bir miktar ceza ile ). 22 Ağustos Pazartesi, güzel bir sabahtı, bir önceki girişimin gerilimi ile bir saat önceden uçağın biniş kapısının önüne konuşlanmış, çağrı yapılmasını bekliyorduk. Daha önceden internet üzerinden yapılmış check-in sayesinde kanat üstü olmayan bir pencereden aşağıyı seyrederek ( nasıl bir his olduğunu anlamak için buraya tıklaya bilirsiniz ) Van'a gittik. Toplam 1 saat 45 dakikalık bir yolculuk ile Türkiye'yi bir ucundan diğer ucuna geçmiş olduk. Van hava alanında rehberimiz ( Göksu ) bizleri ( turun diğer katılımcıları da aynı uçaktaydılar ) toplayıp minübüslere doldurup hiç vakit kaybetmeden yola koyuldu. Van'a uğramadan doğrudan Doğu Beyazıt'a yöneldik. Van Gölünün kıyısından doğru devam eden yol üzerinden Muradiye şelalelerine vardık. Orda yediğimiz öğle yemeğinden sonra ( ki oldukça lezzetliydi ) Tendürek geçidi üzerinden Doğu Beyazıt'a gittik. Yol boyu en dikkat çekici olan, sürekli Jandarma kontrol noktalarından geçiyor ve kimlik kontrolü yapılıyor olmasıydı. Devletim, vatandaşlarıyla olan sıcak ilişkisini sürekli tutmak istiyor anlaşılan. Tabi bir de İran sınırının hemen yan tepeler olduğunu bilmek, insana, karşı adaların Yunanistan olduğunu bilmekten daha farklı bir his veriyor. Doğal olmayan bir ayrım. Doğu Beyazıt, İshak Paşa Sarayı'nın kollarının altında, özellikle Ağrı'dan uçsuz bucaksız gözüken bir ovaya kurulmuş irice bir şehir. Yok yok gibi görünüyor. Özellikle İran ile yapılan ticaretin ( yasal ve yasalolmayan ) merkezi konumundaymış sanırım. Fakat Ağrı Dağı ve İshak Paşa Sarayı dışında turistik olarak ilgi çekecek başka birşeye pek sahip değil. Gittiğimiz de ishal salgını vardı ve sular konusunda özellikle dikkat etmemiz söylendi. Dağdan indikten sonraki gün tur programına uygun olarak geldiğimiz araçlar ile aynı yolu kullanarak Van'a geçtik. Van'da eşyaları otel'e bıraktıktan hemen sonra, Akdamar adasına doğru yola koyuldu. Van Gölü kıyısında bir uçtan öte tarafa doğru gidiyorduk. Gevaş ilçesinin kenarını dönüp Akdamar Adasının karşısında bir yerlerde yemek yedik. Daha sonra takalara binip adaya geçtik. Kilise tadilatta olduğu için kenarındaki çay bahçelerinde oturduk ki bazıları oturmak yerine yüzmeye gittiler. Burda Göksu'nun bir sözünü aktarmak istiyorum : "Van Gölünün kaldırma değil kaydırma kuvveti var." Urartular'dan bu yana yerleşim yeri olan Van'ı genel olarak beğendiğimi söyleyebilirim. Büyük modern bir şehir. Civarına göre oldukça yeşil ve ağaçlık sayılır. Antep'e denk olduğunu düşünüyorum. Hatta Antep'den önemli bir üstünlüğü var : Van Gölü. Bu arada pek mehtedilen Van kahvaltısının o kadar da matah birşey olmadığını, çok daha fazla çeşit barındıran kahvaltı tabaklarını aynı fiyata İstanbul'da bile bulduğumu söylemek isterim. Artık dönüş zamanı gelmişti. Ertesi gün havaalanında uğraşmamak için elektronik check-in yapma girişiminde bulunduk. Ve işte olanlar tam bu anda oldu. Geri dönüş biletlerinden birisi 27 Cumartesi'nden 29 Pazartesi'ne aktarılmamış. Nasıl olur? Ne yapmalı? derken biletin yandığını, 2 Eylül Cuma gününe kadarda Van'dan İstanbul'a uçuşların hepsinin dolu olduğunu öğrendik. THY merkez ofisi, internet bağlantısı v.s. deneyerek rezervasyon ve yedek yazım işlemlerinde bulunduk. Ertesi gün Ayten geçerli olan bilet ile İstanbul uçağına binerken ( ki Ayten'in o gün İstanbul'da olması gerekiyordu, ve bütün olanlara rağmen sırf o bilet nedeniyle kendimizi şanslı sayıyorduk) ben de ordaydım. Bir gün önce merkez ofisde yedek listesine adımı yazdırmıştım ya. Fakat acı gerçek şu ki merkez ofis rezervasyon yedeği alıyormuş, uçuş yedekleri sabah erkenden hava alanına gelip yazdırılıyormuş. Ayten'in uçtuğu uçağa yedeklerden dokuz kişi bindi. Ben 12. yedek olarak, İstanbul'a uçak bulabileceğim en yakın hava alanına gitmek üzere Van'a geri döndüm. Yaptığımız soruşturmalar sonucunda şu seçenekler ortaya çıktı : Van İstanbul arası otobüsle 18 saat. Van Erzurum arası 6 saat. Erzurum'dan İstanbul'a ise ertesi gün uçak var. Hemen Van Gölü Turizm'den yer ayırtıldı ve hiç vakit kaybetmeden ( yolda okumak için birşeyler bile alamadım ) otobüse atlayıp yola koyuldum. Yol önce Ağrı ardından da Erzurum'a gidiyordu. Ağrıya vardığımız da benim oturuyor olduğum 21 numaralı koltuğun bir başkasına daha satılmış olduğu ortaya çıktı. Küçük çaplı bir tartışmanın sonunda diğer arkadaşa bir başka koltuk verdiler ve yola devam ettik. Fakat bu devam etme, her küçük kasaba, köy hatta yol üzerinde dikilen bir adam ( ördek ) görüldüğünde kesiliyordu. Sekiz buçuk saatlik bir yolculuk sonunda Erzurum'a vardım. Otobüsten inip hemen bir taksiye atladım ve daha önceden tavsiye olarak aldığım "Cadde"deki otele gitmek istediğimi söyledim. Tam taksiden indiğim yerde Onur Air'in bürosu vardı ( İstanbul'a giden Ayten, benim Van'dan Erzurum'a geçişim sırasında boş durmamış ve bana Onur Air'den İstanbul'a bilet almıştı ), girdim içeri ve biletimi isterim dedim. İnternetten alındığını söylediğim için önce bir bilet, ödenmiş olduğunu anladıklarında başka bir bilet kestiler. Son kestikleri biletin üzerine tarihi gene yanlış yazdılar ( Bu sefer dikkat edip düzelttirdim ). Gece gece kimlik fotokopimi istediler. Sonunda kendi fakslarından bu işi yapmaya ikna oldular. Elimde biletim sokağa çıktım, yüzümde kırık bir gülümseme. Evet ertesi gün İstanbul'a döneceğim. Yolun hemen karşısında bulunan otel'e girip bir oda kiraladım. Gece olmuş, açım. Erzurum'da bir otel odasında tek başımayım ( Ne işim var lan benim Erzurum'da! ). Yapacak bişey yok bir bardak su içip yattım. Ertesi sabah erkenden ( dağda alıştık tabi ) kalktım, kahvaltıya gittim ( geceden açım ne olsa yerim ). Sonra da çıktım sokağa pardon "Cadde"ye ve Erzurum gezmeye başladım. Dışarda bir hareketlilik var. Ah tabii 30 Ağustos oldu. Devlet erkanı, askeri ve mülki amirlikler ile halk onu kutluyorlar. Bende izlemeye gittim ama yetişemedim. Bir yarım saat önce tören dağılmaya başlamış. Ben de Erzurum'a gidilince mutlaka görülmesi gereken yerleri gezmeye gittim : Cadde, Çifte Minare Medresesi, Yakuti Medresesi. Sandığımdan daha kısa sürdü. Yemek yedim, çay içitim ( daha kaliteli çay içmeyi umuyordum ama umduğum çıkmadı ), internette uçuş kontrolü yaptım ve servisin gelmesinden 15 dakka önce Onur Air'in kapısında bekliyordum. Hem Erzurum hem de Erkut hava alanı beklediğimden küçüklerdi. Özellikle kış aylarında Palandöken'e o kadar insan bu havaalanından nasıl geliyor anlamadım. Sürekli bir sorun çıkacak diye beklemekten o kadar gerilmişim ki, uçaktan korkmazken, kalkış ve iniş sırasında uçağın geçirdiği sarsıntılardan ürkmeye başladım. Bir ara "Hah bir düşme eksik o da olsun tam olsun" diye düşünürken yakaladım kendimi. İstanbul'da kendimi taksiye attığım gibi eve gittim. Eve gidereken niyetim en az üç gün boyunca burnumu bile dışarı çıkarmamaktı. Gelecek bölüm : Ateş Kitabı
/p>
<

<6yorum:

    <
  • <Çok güldüm yaaa! Hahaha, macera dolu anadolu yani :)
    ku.co.uk/p>

    <Anonymous Adsız saat 'de yazdı < /p>

  • <
  • <"I said to my wife, 'I don't have a therapist. I have my blog.'"
    Brian Williams, anchor of NBC Nightly News, on the impact of his Internet blog/p>

    <Anonymous Adsız saat 'de yazdı < /p>

  • <
  • <Blogger volki saat 'de yazdı < /p>

  • <
  • <Blogger kalabalık içindeki yanlız adam saat 'de yazdı < /p>

  • <
  • <27 ağustosta senin yaşadıklarını daha iyi anlayabilmek için Ağrı ya gidiyorum.
    döndüğümde bereber kelimelerin altını çizeriz:)/p>

    <Blogger iBRAHiM KIYAK saat 'de yazdı < /p>

  • <
  • anlatığınız kadar zor bi şehir değil bulunduğunuz yer kadar olmasa da erzurum çapınca çok gelişmiş daha da gelişecek 2011 faliyetleri erzm u daha bi güzelleştircek siz bide ozaman görün
    erzm manevi yönüylede bambaşka bu da erzm u farklı kılıyor erzm un yerli insanları civanmert necip milleti ve erzm ön yargısız olmak şartıyla görülmeye ve gezilmeye değer güzel bi şehrimiz esen kalın.../p>

    <Anonymous Adsız saat 'de yazdı < /p>

  • <

<< Geri dön

< <